kardelen99 7 Takipçi | 4 Takip

ŞAFİ MEZHEBİ VE İMAMI ŞAFİ

2007-03-19 15:35:00

İmam-ı Şafii [MEZHEBİ VE İMAMI ŞAFİ)

İmam-ı Şafii, hicri 150 yılında Gazze'de doğdu. Ebu Hanefi'nin vefat ettiği sene doğması İslam alimlerince manidar karşılanmıştır. İmam-ı Şafii küçük yaşta babasını kaybedince yoksulluk içerisinde bir çocukluk dönemi geçirdi.

Mekke'ye gelerek hadis eğitimi almaya başladı. Küçük yaşta Kuran'ı ezberledi. Daha sonra İmam-ı Malik'in yanına gelerek kendini tamamen fıkhi konuları öğrenmeye verdi.

34 yaşında Yemen valisi tarafından Şiilik propagandası yaptığı iftirası ile hapsedildi. Şafii'ye bağlı dokuz kişi öldürüldü. Şafii'nin öldürülmesi ise nüfuz sahibi bazı sevenlerinin araya girmesi ile son anda önlendi.

İki yıl Mekke'de inceleme ve araştırma yaptıktan sonra tekrar Bağdat'a geri döndü. Bu sırada Şafii'nin ünü İslam aleminde duyulmaya başlanmıştı. Kendisine daha rahat bir çalışma ortamı aradı ve Mısır'ı tercih etti.

Mısır valisi ve halkı Şafii'nin ülkelerine gelişini sevinçle karşıladı. Vali tarafında ömrünün sonuna kadar korunarak, peygamber soyuna ayrılan paydan hisse verildi.

Ömrünü İslam yolunda geçiren bir çok eserler bırakan ve sayısız talebe yetiştiren, devrinde Mu'tezile ve diğer sapkın fırkalarla mücadele eden İmam Şafii hicri 204 yılında Mısır'da vefat etti.

Ahkamül Kuran, Es-Sunen, Kitabu'l-üm, Müsned-i Şafii adlı değerli eserler bırakmıştır. Irak, Doğu Anadolu, Hindistan, Filistin, Hicaz, Filipin, Yemen, mısır ve suriyeli bir çok müslüman Şafii mezhebi ile amel etmektedir.

İmam Şafii, oluşturduğu mezhebinin kaynağını şöyle açıklıyor: "Herkes peygamberlerimizin hadislerini bilmeyebilir. Ben Resulullah'ın sünnetine muhalif olarak bilmeden herhangi bir fikir ileri sürersem veya bir esas ortaya koyarsam, uyulması gereken Resulullah'ın sözüdür. İşte benim mezhebim budur. Resulullah'tan bir hadis rivayet ettiğim halde onunla amel etmezsem, hangi yer beni taşır ve hangi gök gölgelendirir. Peygamberin hadisinin başım gözüm üzerinde yeri vardır."

İmam-ı Şafii şöyle buyuruyor: "İçinizden biri bütün halkı memnun etmek isterse; yapamaz. Kul ihlas sahibi olmaya dikkat etmeli. Yaptığı her iyi amel Allah ile arasında kalmalı."

İlim talebi fazilet bakımından nafile namazdan daha hayırlıdır. Zira nafile namazın faydası şahsa, ilmin faydası ise umuma aittir.

Bir kimse mümin kardeşine gizli öğüt verirse; tesirli nasihatte bulunmuşve iyi huylarla süslemişolur. Açıktan halk arasında öğüt vermeye kalkılırsa tesirsiz olur. Bir bakıma ayıplamış, dolayısıyla utandırmışolur.

Ahiretin saadetini isteyen, ilimde ihlas sahibi olsun.

Yaptığı işlerle öğüt vermeye çalışanda hidayetçi olur.

Şu üç hal, din kardeşine dair sevgi işinde doğruluğa alamettir:

1) Bazı ufak hataları hoşgörüp yüzüne vurmadan, olduğu gibi kabul etmek.

2) Bazı açıktan yapılan yersiz hareket varsa kapamak.

3) Kendisine karşı yanlışharekette bulunursa bağışlamak.

3485
0
0
Yorum Yaz